Yüksek mahkemelerin içtihat değişikliğine gitmesi, adil yargılanma hakkı ve hukuk güvenliği ile ilgili AİHM kararı (30 Ağustos 2011)
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 30 Ağustos 2011 tarihinde verdiği bir kabul edilemezlik kararında yüksek mahkemelerin daha önceki içtihatlarından farklı karar vermesini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesine aykırı bulmadı (kararın Fransızca metni için tıklayınız).
Cezayir savaşına katılan “harki” isimli gruba mensup bir Fransız vatandaşı basında yer alan bir haberde kendisine iftira atıldığı iddiasıyla gazete ve yayıncısı hakkında dava açılmasını sağlamıştır. İlk derece mahkemesi başvurucunun davasını redetmiş, bölge istinaf mahkemesi ilk derece mahkemesi kararını bozarak başvurucuya tazminat ödenmesine karar vermiş ve davalı taraf Yargıtay’a başvurmuştur. Yargıtay yerel mahkemenin kararını bozarak başvurucunun davasını redetmiştir.
Fransız Yargıtayı daha önce verdiği bir kararda Cezayir savaşında yer almış “harkilerin” her üyesinin ayrı ayrı dava açmaya hakkı olduğuna ve grubun bu anlamda “yeteri kadar küçük” bir grup olduğuna karar vermiştir. Başvurucunun davasında ise aynı grubun dava açma ehliyeti olmadığına karar vermiştir.
Fransız vatandaşı yüksek mahkemenin gerekçesiz ve keyfi olarak içtihat değişikliği yaptığından ve daha önce aynı konudaki başka bir kararın tam aksine karar verdiğinden şikayetle AİHM’ne başvurmuştur. Başvurucuya göre böyle bir karar adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmektedir.
AİHM ise kararında adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği sonucuna varmıştır. Kararında konu ile ilgili eski içtihatlarını hatırlatan Mahkemeye göre 6. madde kişilere yerleşik yargı kararları elde etme ile ilgili kazanılmış bir hak bahşetmemektedir. Bunula birlikte bir konuda "yerleşik içtihat" varsa, içtihat değişikliğine giden yüksek mahkeme kararının gerekçelerini detaylı, açık ve doyurucu şekilde açıklamalıdır. Aksi halde davanın taraflarının AİHS ile koruma altına alınan “gerekçeli karar elde etme haklarının” ihlal edilmesi söz konusudur.
Somut başvuruda ise AİHM başvuru konusu davada “yerleşik bir içtihat” olduğu konusunda şüpheleri olduğunu belirtmekte ve Yargıtay’ın aynı konuda daha önce verilmiş kararının da “yerleşik içtihat” olarak kabul edilemeyeceğini ifade etmektedir. Bu karara gerekçe olarak ilk Yargıtay kararının konusunun aynı grup hakkında “hakaret” sebebiyle verildiğini, ancak başvuru konusu davada konunun “iftira” olduğunu ve her iki konunun da aynı kanunun farklı maddelerinde düzenlendiğini ileri sürmektedir.
Başvuru konusu davadaki başsavcı görüşünü de dikkate alan AİHM adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.
Ancak karar bu aşamada sonlanması gerekirken, AİHM sanki gerekçesinden çok da tatmin olmamış şekilde devam etmekte ve davayı kabul eden yerel mahkemelerin kararını ortadan kaldıran Yargıtay’ın daha “detaylı ve gerekçeli” bir bozma kararı vermesinin daha doğru olacağı arzu edilirdi demektedir. AİHM buradan da farklı bir yöne giderek kendi yerleşik içtihadına atıfla, kendisini kanunların yorumlanması konusunda yerel mahkemelerin yerine koyamayacağını, yetkisinin söz konusu yorumun AİHS ile uyumunu kontrol etmek olduğunu ve bu bağlamda başvuru konusu davanın adil yargılanma hakkı gereklerine uygun olduğunu ifade etmektedir.
AİHM’nin bu kararından başvuru konusu davanın özel niteliği ve kendine has koşulları gereği reddedildiğ, ancak olayın farklı yönlerini ortaya koyarak Türkiye’de de çok tartışılan Yargıtay içtihatları veya yüksek mahkeme içtihatları ve bu içtihatların değişmesi konusunda kapıyı tam olarak kapatmak istemediği anlaşılmaktadır.
not: "Gerekçeli karar elde etme" veya "gerekçeli karar hakkı" aslında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde açıkça düzenlenmiş bir hak değildir. Mahkeme bu hakkı içtihatla tanımıştır. Bunun gibi 6. maddenin metninde olmayan ancak Mahkemenin içtihatla geliştirdiği başka haklar da bulunmaktadır. Özellikle özel hayat, aile hayatı ve haberleşme özgürlüğü gibi konuları düzenleyen 8. madde ile ilgili kararlar içtihatla geliştirilen haklar konusunda zengin örnekler içermektedir. İlerleyen zamanlarda özellikle "paparazzi" olarak adlandırılan magazin basını ve bu basının peşine düştüğü tanınmış bir kişinin kendi "resminin yayınlanmamasını isteme hakkı" üzerinde durmaya çalışacağız.